24 Aralık 2025 akşamı Maldivler’de bulunan Yasawa Princess adlı teknede meydana gelen yangın nedeniyle, gemideki tüm misafirler ve mürettebat güvenli bir şekilde tahliye edildi. Olayın ardından teknenin mevcut sezonun geri kalanında hizmet veremeyeceği açıklandı.

 

25 Aralık tarihinde yapılan resmi açıklamada, işletmeci Deep Blue Dive Centers, yangının yerel saatle yaklaşık 18.00 sularında çıktığını bildirdi. O sırada teknede 17 misafir ve sekiz mürettebat bulunuyordu.

 

İşletmecinin verdiği bilgilere göre, mürettebat yangın güvenliği ve acil durum prosedürlerini zamanında ve eksiksiz şekilde uyguladı. Tahliye süreci sorunsuz tamamlandı ve herhangi bir yaralanma yaşanmadı.

 

Maldivler Ulusal Savunma Gücü ile Maldivler İtfaiye ve Kurtarma Servisi olaydan kısa süre sonra bilgilendirildi ve yangına müdahaleyi devraldı.

 

Hasarın kapsamı nedeniyle Yasawa Princess’in mevcut sezon boyunca seferlerine devam etmeyeceği belirtildi. Gemideki teknik incelemeler sürerken, ileriye dönük rezervasyonlara ilişkin detayların daha sonra paylaşılacağı ifade edildi.

 

Deep Blue Dive Centers, inceleme süreci tamamlanana kadar kamuoyunun ve paydaşların yetkili kurumlar tarafından yapılacak resmi açıklamaları takip etmelerini rica etti. Yangının çıkış nedenine ilişkin henüz resmi bir bilgi paylaşılmadı.

Yazar: Şenol Kara

20.12.2025

 

Marmariste Unutulan Tarih „Mayın Arabaları“

Marmaris’de sualtı doğal güzelliklerinin yanında tarihi ile de dikkat çekiyor.Bunlar arasında en dikkat çekeni ise kuşkusuz  mayın arabalarıdır.Sarımehmet koyunda suyun yaklaşık 35 mt altında yatan mayın arabalarının ilginç bir hikayesi bulunmakta.

Hikâyenin kaynağı “Marmaris: Denizde Efelik Olmaz” adlı Marmaris Ticaret Odası isimli kitaptır.1

Olay şöyle:

20’nci yüzyılın başında Avrupa’da sömürge paylaşımı rekabetine dayalı iki blok oluşmuştur: Bir yanda İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu üçlü itilaf; öte yanda Almanya Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun oluşturduğu üçlü ittifak.

Osmanlı İmparatorluğu 2 Ağustos 1914’te Almanya ile bir ittifak anlaşması yaparak savaştaki yerini belirlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa fiilen girmesi ise Alman Amiral Souchon komutasındaki Karadeniz filosunun 29 Ekim 1914’te Rus gemi ve limanlarını vurması ile olmuştur.

İşte Osmanlı İmparatorluğu Almanya ile anlaşma yaptıktan sonra fakat savaşa henüz fiilen girmeden bir Alman denizaltısı yakıt ikmali yapmak için Marmaris limanına girer. Denizaltıyı Fransız gemileri takip etmektedir. Marmaris limanına giremeyen Fransız gemisi limandaki denizaltının çıkamaması ve başka Alman gemilerinin girmemesi için limanın ağzını mayınlayarak bölgeyi terk etmiştir.

Marmarisli bir çoban Adaağzı’nda keçilerini otlatırken denizde garip cisimler görür ve muhtara bildirir. Muhtar kaymakama kaymakam yüzbaşıya bildirir. Konu İstanbul’a taşınır. İstanbul’dan mayın uzmanı bir bahriye subayı ve üç bahriye eri Marmaris’e gönderilir. Ekip mayınların fünyelerini sökerek etkisiz hâle getirir.

Osmanlı Donanması’nın 29 Ekim’deki Karadeniz baskınına karşılık Rus Kafkas Ordusu 1 Kasım’da Sarıkamış-Erzurum istikametinde taarruz ederek kara harekâtını başlatır. Arkasından 3 Kasım’da İngiliz ve Fransız gemileri Rusya’ya desteklerini göstermek için Çanakkale Boğazı’nın giriş bataryalarını ateş altına alırlar. İtilaf devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı zorlayacakları belli olmuştur. Çanakkale Boğazı olası bir taarruza karşı savunma için hazırlanmakta ve bu kapsamda mayınlar dökülmektedir.

Marmarisliler etkisiz hâle getirilen Fransız mayınlarını sandallarla çekerek Taşarkası’na açtıkları kanallara yerleştirirler, düşman keşif uçakları görmesin diye kamufle ederler. Daha sonra Muğla, Denizli, Aydın’da her deve katarında bulunan “lök” denilen güçlü develer toplanır. Mayınlar develere yüklenerek Muğla’ya, oradan Aydın’a Aydın’dan demiryolu ile İstanbul’a oradan Çanakkale’ye getirilir.

3 Kasım bombardımanından sonra Çanakkale Boğazı’na dökülen mayınlardan bir kısmı Marmaris’ten getirilen Fransız mayınlarıdır.

Boğaz’da kıyametin koptuğu gün itilaf donanmasının 16 zırhlı gemi ile Boğazı geçmeye çalıştığı 18 Mart 1915 günüdür. Sabah 10:30’da başlayan taarruzda birinci hattaki dört İngiliz zırhlısı (Q.Elsabeth, Agamemnon, Lotd Nelson,Inflexible) Boğaz’a girmeye çalışmış, plan gereği saat 12:00’da ikinci hattaki dört Fransız zırhlısı (Gaulois, Charlmange, Soufren, Bouvet) öne geçmiştir. İngiliz gemileri gibi Fransız gemileri de kıyı topçumuzun etkili ateşleri ve deniz mayınlarından nasibini almıştır. Bu kapsamda Soufren, Gaulois ve Charlmange topçularımız tarafından vurularak ağır yara almışlardır. Bouvet’i ise kahraman Seyit Onbaşı tek başına kaldırdığı 275 kg.lık mermi ile vurmuştur. Bouvet geri dönerken mayına çarparak batmıştır.

Akşama kadar yapılan yoğun çatışmalarda düşmanın 16 gemisinden dördü batmış, beşi ağır yaralı olarak saf dışı edilmiştir.

Gücünün yarısını (9/16) kaybeden Amiral John Micheal De Robeck saat 17:00’da yenilgiyi kabul ederek çekilmeye karar vermiştir.

18 Mart çatışmasında hangi geminin hangi mayına çarparak battığı kesin olarak saptanamamakla birlikte Fransız gemilerinin Marmaris’ten getirilen Fransız mayınlarına çarparak batmaları büyük bir olasılıktır.

Sonuç olarak dünyanın o zamana kadar toplanmış en büyük ve en modern donanması kahraman topçularımız ve Marmaris’ten getirilenler de dâhil Nusret mayın gemisinin döktüğü deniz mayınları karşısında çok emin oldukları Boğaz’dan geçmeyi başaramamışlar, İmparatorluğun başkenti İstanbul ileriden savunulmuştur. Mağrur Emperyalizm ilk büyük darbeyi Çanakkale’de Türk ordusundan almıştır.

Boğazı denizden geçemeyen İtilaf devletleri Gelibolu Yarımadası’nı işgal ederek sahil bataryalarını susturduktan sonra geçmeye çalışacaklar, dokuz ay süren ve iki taraftan toplam yarım milyon zayiata neden olan kara muharebelerinde karşılarında Mustafa Kemal’in askerî dehasına ve azmine çatacaklar ve burada da yenileceklerdir.

 

​Türkiye, zengin su altı arkeolojisi, berrak suları ve canlı deniz ekosistemiyle uluslararası dalış camiasında giderek daha fazla öne çıkıyor. 2026’da , 100 kişilik büyük bir Alman dalış grubu, dalış eğitimlerini almak üzere Türkiye’nin Ege kıyılarına geliyor. Bu, hem Türk dalış turizmi hem de uluslararası eğitim standartları açısından dikkate değer bir etkinliktir.

​Türkiye, dalış eğitimi için ideal koşulları sunar. Başta Marmaris, Kaş, Kemer, Bodrum ve Fethiye olmak üzere birçok bölge, yılın büyük bir bölümünde mükemmel görüş mesafesi ve sıcaklık sunar. Alman grubun seçimi, bu bölgelerin sahip olduğu uluslararası akreditasyonlara uygun eğitim merkezleri ve profesyonel eğitmen kadrolarıyla doğrudan ilişkilidir.

​Eğitim süreci boyunca, Alman grubun emniyeti ve öğrenim verimliliği en üst düzeyde tutulacağını söyleyen NASDS Türkiye yetkilileri. Alman dalış standartlarına ve uluslararası sertifikasyon kurumu olan NASDS gerekliliklerine uyumlu bir program uygulayacaklarını belirttiler.

​ Grup, eğitim dalışlarını yaparken aynı zamanda doğal ve tarihi güzellikleri de keşfetme fırsatı bulacak. Ege’deki batıklar ve antik liman kalıntıları, dalış becerilerini geliştirirken kültürel bir deneyim de sunacaktır.

​ Eğitim dalışları sırasında Akdeniz fokları, deniz kaplumbağaları (Caretta caretta) ve çok sayıda balık türü ile karşılaşma ihtimali, deneyimi daha da zenginleştirecektir.

​Dalış eğitimi, su altında geçirilen zamanla sınırlı değildir. Türkiye’nin misafirperverliği, lezzetli Akdeniz mutfağı ve zengin kültürel mirası, grubun karada geçireceği zamanı da unutulmaz kılacaktır. Geleneksel pazarlar, tarihi Likya ve Roma kalıntıları, eğitim yorgunluğunu atmak için mükemmel dinlenme noktaları sunacaktır.

​Alman dalış grubunun Türkiye’yi eğitim destinasyonu olarak seçmesi, ülkenin dalış turizmi kalitesinin bir göstergesidir. Bu organizasyonun başarısı, Türkiye’nin uluslararası dalış eğitim haritasındaki konumunu güçlendirecek ve daha fazla uluslararası dalış meraklısını bu eşsiz sulara çekecektir. Grup üyelerine su altı maceralarında başarılar ve keyifli bir Türkiye deneyimi dileriz.

12.12.2025

Yazar: Şenol Kara

​Likya Yolu: Antik Uygarlığın İzinde Bir Maceraya Çağrı

​Giriş

​Likya Yolu (Lycian Way), Türkiye’nin güneybatı kıyılarında, Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan, dünyanın en güzel uzun mesafe yürüyüş rotalarından biridir. Tarih, doğa ve macera tutkunlarını bir araya getiren bu rota, sadece bir yürüyüş parkuru değil, aynı zamanda antik Likya uygarlığının izlerini takip eden kültürel bir yolculuktur. Yaklaşık 509 ila 760 kilometrelik (rotadaki değişikliklere bağlı olarak) bu işaretli parkur, Akdeniz’in nefes kesen manzaraları eşliğinde eşsiz bir deneyim sunar.

​Likya: Antik Bir Medeniyet

​Likya Yolu, adını bölgeye MÖ 15. yüzyıldan itibaren yerleşmiş olan Likya medeniyetinden alır. Likyalılar, bağımsızlıklarına düşkün, denizcilik ve ticarette ileri gitmiş bir halktı. Yürüyüş rotası, bu kadim medeniyetin önemli şehirleri olan Olimpos, Patara, Myra ve Ksanthos gibi antik kentlerin kalıntıları arasından geçer. Yürüyüşçüler, kayalara oyulmuş mezarları, amfitiyatroları ve Likya tipi anıtları görerek adeta tarihte bir yolculuk yapar.

​Rotanın Özellikleri ve Manzaraları

​Likya Yolu, genellikle kırmızı ve beyaz boyalarla işaretlenmiş patikalardan, orman yollarından, taşlık kıyı şeritlerinden ve bazen de köy yollarından oluşur. Rotanın en belirgin özellikleri şunlardır:

  • Çeşitli Coğrafya: Yüksek dağ geçitlerinden (özellikle Tahtalı Dağı’nın etekleri) inip kumsallara, çam ormanlarından zeytinliklere kadar çok çeşitli bir coğrafya sunar.
  • Kıyı Manzaraları: Özellikle Kaş ve Kalkan çevresindeki etaplar, Akdeniz’in turkuaz sularına nazır dramatik uçurum manzaraları sunar.
  • Kültürel Duraklar: Ölüdeniz yakınlarındaki başlangıç noktası, Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu, Simena (Kaleköy) ve Gelidonya Feneri gibi ikonik noktalar rotanın cazibe merkezlerindendir.

​Ne Zaman Yürünmeli?

​Rotayı tamamlamak ortalama 25 ila 40 gün sürer, ancak çoğu kişi sadece belirli etapları yürümeyi tercih eder. Yürüyüş için en uygun zamanlar, aşırı sıcakların ve yoğun kalabalığın olmadığı İlkbahar (Mart-Mayıs) ve Sonbahar (Eylül-Kasım) aylarıdır. Yaz ayları (Haziran-Ağustos), yüksek sıcaklık ve nem nedeniyle tehlikeli olabilir. Kış aylarında ise yüksek bölgelerde kar yağışı ve ıssızlık zorluk çıkarabilir.

​Hazırlık ve Konaklama

​Likya Yolu, orta ila zor arasında değişen bir zorluk seviyesine sahiptir. Bu nedenle iyi bir fiziksel hazırlık, sağlam yürüyüş ayakkabıları ve kaliteli bir sırt çantası elzemdir.

  • Konaklama: Rota boyunca pansiyonlar, küçük oteller, butik kamp alanları ve bazı köylerde yerel evlerde konaklama imkanları mevcuttur. Ayrıca, birçok yürüyüşçü kendi çadırıyla doğada kamp yapmayı da tercih eder.
  • Su ve Erzak: Özellikle uzun ve ıssız etaplarda yeterli su ve erzak taşımak hayati önem taşır. Harita ve GPS uygulamaları da rota takibi için olmazsa olmazlardandır.

​Sonuç

​Likya Yolu, doğayla baş başa kalmak, antik tarihi keşfetmek ve kişisel sınırlarını zorlamak isteyen herkes için unutulmaz bir deneyim vaat eder. Bu yol, sadece bir mesafeyi kat etmek değil; bir kültürü solumak, muhteşem manzaralara tanıklık etmek ve insanın kendi iç yolculuğuna çıkması demektir. Ayakkabılarınızı bağlayın ve Akdeniz’in masmavi kıyılarında Likya’nın sırlarını keşfetmeye hazırlanın.

11.10.2025

Yazar: Şenol Kara

 

​Mavi Derinliklerdeki Hazine: Serçe Limanı ve Tarihi Cam Batığı

​Ege ve Akdeniz’in birleştiği noktada, Marmaris’in güneyinde yer alan Serçe Limanı, sadece doğal güzelliğiyle değil, dünya su altı arkeoloji tarihini değiştiren keşfiyle de tanınır. “Mavi Sürgünlerin” rotasındaki bu korunaklı koy, bin yılı aşkın süre boyunca derinliklerinde sakladığı devasa bir cam koleksiyonunu 1970’li yıllarda gün yüzüne çıkarmıştır.

​Serçe Limanı’nın Stratejik Önemi

​Bozburun Yarımadası’nın uç noktasına yakın bir konumda bulunan Serçe Limanı, antik çağlardan bu yana denizciler için hayati bir sığınak olmuştur. Sert rüzgarlardan korunan yapısı, fırtınaya yakalanan gemilerin bu doğal limana sığınmasını sağlamıştır. Ancak her gemi bu sığınışta başarılı olamamış, bazıları limanın girişindeki kayalıklara çarparak derinliklere gömülmüştür.

​Serçe Limanı Cam Batığı Nedir?

​1977-1979 yılları arasında, Prof. Dr. George Bass başkanlığındaki su altı arkeologları tarafından kazılan bu batık, MS 1025 yılına tarihlendirilmektedir. Orta Çağ’a ait olan bu gemi, Fatımi dönemi İslam dünyası ile Bizans arasındaki ticari ilişkileri aydınlatan en önemli kanıttır.

​Batığın Öne Çıkan Özellikleri:

​Devasa Cam Koleksiyonu: Gemiden yaklaşık 3 ton ağırlığında cam külçe ve kırık cam (cullet) ile 10 binden fazla parça cam eşya çıkarılmıştır. Bu, dünyada şimdiye kadar bulunan en büyük antik cam koleksiyonudur.

​Geminin Rotası: Geminin Suriye kıyılarından (muhtemelen Sur veya Beyrut) yüklendiği ve o dönem Bizans’ın başkenti olan Konstantinopolis’e (İstanbul) gitmekte olduğu tahmin edilmektedir.

​Kültürel Köprü: Gemide hem İslam dünyasına ait ağırlıklar ve mühürler hem de Bizans paraları bulunmuştur. Bu durum, geminin çok uluslu bir ticaret ağının parçası olduğunu göstermektedir.

​Keşfedilen Diğer Hazineler

​Sadece camlar değil, geminin içindeki günlük yaşam nesneleri de arkeologlar için birer hazinedir:

​Mutfak Eşyaları: Gemide çalışan gemicilerin yemek yediği tabaklar, testiler ve pişirme kapları.

​Silahlar: Korsan saldırılarına karşı korunmak için kullanılan kılıçlar ve mızrak uçları.

​Çıpalar: Geminin demirleme sistemini gösteren çok sayıda demir çıpa.

​Bugün Nerede Sergileniyor?

​Serçe Limanı batığından çıkarılan bu paha biçilemez eserler, bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi içerisinde kendisi için ayrılan özel bir salonda sergilenmektedir. Geminin gövdesi (ahşap kısımları) özel kimyasallarla korunarak yeniden ayağa kaldırılmış ve orijinal cam örnekleriyle birlikte ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur.

​Neden Önemli?

​Bu batık, Orta Çağ Akdeniz’indeki gemi yapım tekniklerini, ticaret yollarını ve cam sanatının ulaştığı muazzam seviyeyi anlamamızı sağlayan bir “zaman kapsülü” niteliğindedir.

​Sonuç

​Serçe Limanı, sadece turistik bir koy değil; insanlık tarihinin en zarif sanatlarından biri olan camın, bin yıl önceki yolculuğuna tanıklık eden bir hafıza merkezidir. Bugün Bodrum’daki sergiyi gezen her ziyaretçi, aslında bin yıl önce fırtınaya yenik düşen bir ticaret gemisinin hikayesini okumaktadır.

Yazar: Behcet Kutlu

15.11.2025

Muğla’nın Marmaris ilçesinde bulunan ve eşsiz doğal güzelliği ile öne çıkan Bencik Koyu (bazı kaynaklarda „Boncuk Koyu“ olarak da geçmektedir) aynı zamanda önemli bir deniz canlısı yaşam alanıdır.

​🌲 Bencik Koyu: Doğanın İncisi

​Bencik Koyu, Datça Yarımadası’nın Gökova Körfezi’ne doğru ince ve uzun bir fiyort gibi sokulan, etrafı sık çam ormanlarıyla çevrili sakin bir koydur. Hisarönü Körfezi ile Gökova Körfezi’ni ayıran coğrafi konumu, ona rüzgara karşı korunaklı bir liman özelliği kazandırır. Turkuaz ve berrak suları, dalgasız yapısıyla yüzme ve tekne turları için ideal bir destinasyondur. Tarihte, Knidosluların Pers saldırılarından korunmak için burayı bir kanal ile Gökova’ya bağlama planı olduğu rivayet edilir.

​🦈 Köpek Balıkları: Kum Köpek Balıklarının Üreme Alanı

​Bencik Koyu’nun hemen yakınında yer alan Boncuk Koyu, uluslararası alanda ün salmış, nesli tehlike altındaki Kum Köpek Balıklarının (Carcharhinus plumbeus) Akdeniz’deki bilinen tek, dünyadaki ise ikinci önemli üreme ve gelişme alanıdır.

  • Önemli Koruma Alanı: Koy, Kum Köpek Balıkları için bir „üreme vahası“ olarak kabul edilir ve Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından Önemli Köpek Balığı Alanı (ISRAs) seçilmiştir.
  • Kum Köpek Balığı Özellikleri: Bu tür, 1 ila 3.5 metre uzunluğa ve 100-350 kg ağırlığa ulaşabilen büyük cüsseli, ancak insanlara karşı saldırgan olmayan ılımlı bir türdür. Her yıl üremek için bu koya akın ederler.
  • Koruma Tedbirleri: Türün korunması amacıyla, Boncuk Koyu’nda dalış yapmak ve yüzmek yasaktır. Bölge, deniz korucuları ve su altı/su üstü kamera sistemleri ile 7/24 izlenerek koruma altında tutulmaktadır.

​Bencik/Boncuk Koyu, sadece doğal güzelliğiyle değil, aynı zamanda nesli tehlike altındaki bir deniz canlısına ev sahipliği yaparak biyolojik çeşitlilik ve deniz koruma açısından da büyük bir öneme sahiptir.

 

​✨ Kumuyla Ünlü Efsane: Kleopatra Plajı

​Kleopatra Plajı’nı bu kadar özel ve eşsiz kılan, şüphesiz ki altın sarısı renge sahip kumlarıdır.

​Efsanevi Kökeni: En yaygın inanışa göre, Roma Komutanı Marcus Antonius, sevgilisi Mısır Kraliçesi Kleopatra’yı mutlu etmek için, gemiler dolusu özel kumu Kuzey Afrika’dan (Mısır İskenderiye) bu adaya getirterek kumsalı oluşturmuştur. Kleopatra’nın burada yüzdüğüne inanılır.

​Bilimsel Gerçeklik: Yapılan araştırmalar, kumların aslında çok özel jeolojik oluşumlar sonucu meydana geldiğini ve deniz kabuklarının çözülmesiyle oluşan kalker damlacıkları olduğunu göstermektedir. Bu tür bir kumun dünyada yalnızca birkaç yerde (örneğin Girit Adası’nda) daha görüldüğü bilinmektedir.

​Koruma Altında: Bu nadir ve kendine has kum yapısı, plajı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sıkı bir koruma altına almıştır. Ziyaretçilerin kumu azaltmaması için plaja havlu sermek, terlikle girmek ve plajdan kum almak kesinlikle yasaktır. Plajdan ayrılırken kumları temizlemek için duş almak zorunludur.

​🏛️ Sedir Adası ve Kedrai Antik Kenti

​Kleopatra Plajı’na ev sahipliği yapan Sedir Adası, aynı zamanda zengin bir tarihi mirasa sahiptir. Ada, eski adı Kedrai olan bir Karia kentine ait kalıntıları barındırır ve bu nedenle bir Ören Yeri statüsündedir.

​Antik Kalıntılar: Adada Helenistik ve Roma dönemlerine ait önemli yapılar bulunmaktadır. Bunların başında, yaklaşık 2.500 kişi kapasiteli Antik Tiyatro, Apollon Tapınağı kalıntıları ve nekropol (mezarlık alanı) yer alır.

​Diğer İsimler: Sedir Adası, tarihi ismi olan “Cedrae” adından gelirken, halk arasında Aşk Adası, Balayı Adası ve Şiir Adası gibi romantik isimlerle de anılmaktadır.

​📍 Ulaşım ve Ziyaret Bilgileri

​Sedir Adası’na karayoluyla ulaşım mümkün değildir. Ziyaret için en yaygın yollar şunlardır:

​Tekne Turları: Marmaris ve Akyaka’dan kalkan günübirlik Gökova tekne turları, rotalarına Sedir Adası’nı mutlaka ekler.

​Çamlı İskelesi: Marmaris-Muğla karayolu üzerindeki Çamlı Köyü’nden kalkan düzenli dolmuş teknelerle adaya direkt ulaşım sağlanabilir. Tekne yolculuğu yaklaşık 30 dakika sürer.

 

 

 

🏛️ Dalyan Kral Kaya Mezarları: Kaunos’un Zamana Meydan Okuyan Anıtları

​Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesinin simgesi haline gelmiş olan Kral Kaya Mezarları, antik Kaunos Kenti’nin en görkemli ve büyüleyici kalıntılarıdır. İztuzu Plajı’ndan Köyceğiz Gölü’ne uzanan Dalyan Kanalı’na bakan bu anıt mezarlar, bölgenin tarihini ve mimari zenginliğini gözler önüne serer.

​Tarih ve Mimari

​Yapım Dönemi: Kaya mezarları, genellikle MÖ 4. Yüzyıla tarihlendirilir ve Anadolu’da köklü bir gelenek olan kaya mezarı yapımının devamıdır.

​Konum: Kaunos Antik Kenti’nin girişinde, sarp kalker kayalıklara oyulmuşlardır. Kanalın karşı kıyısından, Dalyan’dan rahatlıkla görülebilirler.

​Mimari Özellikler: Mezarlar, cepheleri Helenistik tapınakları andıracak şekilde özenle oyulmuştur. Özellikle iki İyon sütunu, üçgen alınlık (pediment), friz ve akroterion (çatı tepeliği) gibi unsurlarla tapınak cepheli bir görünüme sahiptirler. Bu tapınak cepheli mimari, onları Anadolu’daki diğer kaya mezarlarından ayırır.

​İç Yapı: Likya tipi mezarlar olarak da bilinen bazılarının içinde, ölülerin üzerine yatırıldığı üç adet taş yatak bulunmaktadır.

​Soygunlar: Antik çağlardan itibaren soygunlara uğramış olmalarına rağmen, kalan buluntular mezarların birer sülale mezarı olduğunu düşündürmektedir.

​Kaunos Antik Kenti ile Bağlantı

​Kaya mezarları, Karia ve Likya bölgeleri arasında önemli bir ticaret ve liman kenti olan Kaunos’un nekropol (mezarlık) alanının bir parçasıdır. Kaunos’taki kazılar, Prof. Dr. Cengiz Işık tarafından uzun yıllar sürdürülmüştür. Mezarların yüksek bir noktaya inşa edilmesi, krallara veya soylu ailelere ait olduğu tahminini güçlendirir.

​Görsel Cazibe

​Mezarlar, gün doğumunu izleyen ve tüm ovaya bakan konumlarıyla binlerce yıldır ayakta durmaktadır. Günümüzde özel olarak ışıklandırılmaları sayesinde, gece manzarası da ayrı bir görsel şölen sunar